Iğdır Üniversitesi Biyoçeşitlilik Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından düzenlenen “Biyoçeşitlilik Söyleşileri” serisinin on dördüncü etkinliği, 18 Mart 2026 tarihinde çevrim içi ortamda gerçekleştirildi. “İnsan mı buğdayı evcilleştirdi, buğday mı insanı?” başlıklı söyleşide, Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü öğretim üyesi ve Botanik Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Halil Çakan konuşmacı olarak yer aldı.
Programın açılış konuşması, Merkez Müdür Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Belkıs Muca Yiğit tarafından gerçekleştirildi. Yiğit, konuşmasında 18 Mart Çanakkale Zaferi ve Şehitleri Anma Günü’nün taşıdığı tarihî ve toplumsal öneme dikkat çekerek, vatan uğruna canlarını feda eden aziz şehitleri rahmet ve minnetle andıklarını ifade etti. Çanakkale’nin, milletimizin bağımsızlık mücadelesinde ortaya koyduğu kararlılık ve fedakârlığın simgesi olduğunu vurgulayan Yiğit, bu ruhun bilimsel üretim ve toplumsal sorumluluk bilinci açısından da ilham verici olduğunu belirtti.
Yiğit ayrıca yaklaşmakta olan Nevruz Bayramı’na da değinerek, Nevruz’un doğanın yeniden canlanmasını, bereketi ve umudu temsil eden kadim bir gelenek olduğunu ifade etti. Doğa ile insan arasındaki ilişkinin güçlendiği bu dönemin, özellikle biyoçeşitlilik ve sürdürülebilirlik açısından önemli mesajlar içerdiğini vurguladı.
Buğday ve İnsanlık Tarihi Üzerine Disiplinlerarası Bir Bakış
Açılış konuşmasının ardından söz alan Prof. Dr. Halil Çakan, sunumunda insanlık tarihinin dönüşümünde tarımın ve özellikle buğdayın rolünü kapsamlı bir perspektifle ele aldı. İnsanlığın ilk dönemlerinde avcı-toplayıcı yaşam biçimiyle doğaya bağımlı bir şekilde varlığını sürdürdüğünü ifade eden Çakan, zamanla artan nüfus, iklim değişiklikleri ve kaynakların azalması gibi etkenlerin insanları üretim temelli bir yaşama yönlendirdiğini belirtti.
Çakan, Mezolitik dönemden Neolitik döneme geçiş sürecinde yaşanan çevresel ve kültürel değişimlerin, tarımın ortaya çıkışında belirleyici olduğunu vurgulayarak, özellikle Bereketli Hilal bölgesinde buğday ve arpanın evcilleştirilmesinin insanlık tarihindeki en önemli kırılma noktalarından biri olduğunu ifade etti. Einkorn ve emmer gibi ilkel buğday türlerinin bu süreçte temel rol oynadığını belirten Çakan, bu türlerin gen merkezinin Anadolu, özellikle Diyarbakır-Karacadağ yöresi olduğunu vurgulayarak Türkiye’nin bu alandaki önemine dikkat çekti .
Evcilleştirme Süreci ve Neolitik Devrim
Sunumda, bitki evcilleştirme sürecinin bilinçli bir genetik müdahale yerine uzun süreli gözlem ve doğa ile etkileşim sonucunda gerçekleştiği ifade edildi. Yabani buğday türlerinin zamanla tanelerini dökmeyen, daha verimli ve düzenli çimlenen formlara dönüşmesi, tarımın sürdürülebilir hale gelmesinde kritik bir rol oynamıştır. Bu dönüşümün yalnızca bitkileri değil, insan yaşam biçimini de köklü bir şekilde değiştirdiği vurgulandı .
Çakan, Neolitik Devrim ile birlikte yerleşik hayata geçişin hız kazandığını, artı ürünün ortaya çıkmasıyla birlikte depolama, mülkiyet, nüfus artışı ve teknolojik gelişmelerin insan yaşamında belirleyici hale geldiğini ifade etti. Tarımın başlamasıyla birlikte kalıcı yerleşimlerin oluştuğunu ve toplumsal yapının giderek karmaşıklaştığını belirten Çakan, bu sürecin insanlık tarihinin en önemli dönüşümlerinden biri olduğunu dile getirdi.
Söyleşinin temel sorusu olan “İnsan mı buğdayı evcilleştirdi, buğday mı insanı?” sorusuna tek yönlü bir yanıt vermenin mümkün olmadığını ifade eden Çakan, bu ilişkinin karşılıklı ve dinamik bir etkileşim süreci olduğunu vurguladı. Buğdayın evcilleştirilmesiyle birlikte insanın yaşam biçimi değişirken, insanın müdahaleleri de buğdayın evrimini şekillendirmiştir. Bu bağlamda, insan ve bitki arasındaki ilişkinin tarih boyunca karşılıklı bir dönüşüm süreci olarak ele alınması gerektiği ifade edildi.
Program, katılımcıların sorularının yanıtlanmasının ardından teşekkür konuşmaları ile sona erdi.